propaganda filmleri son yüzyılın ikinci yarısında çok hızlı bir "format" değişimi yaşadı.
bu değişimin alanı ve en belirgin özelliği “estetik” arayışın doğal ve öngörülemeyen sürprizleri değildi.
asıl büyük değişim bu filmlerinin sürelerinin kısalmasıydı. bir başka deyişle filmlerin hızlanmasıydı.
bu değişim süreçlerinde sosyal ve çevresel gereksinimlerin mi yoksa çok sık olduğu gibi ekonomik yapının ve ticari konjonktürün mü daha yoğun rol oynadığı açıkcası benim kafamda da çok sarih değil.
bu yazı özellikle de “sosyal reklam”, ya da “sosyal amaçlı film” düşünüldüğünde şu anda bulunduğumuz caddeye açılan tüm sokakların sorunlu olabileceğine dair bir uyarı yazısı.
günümüzde propaganda filmlerinin özellikle televizyonda sık kullanılan türüne "reklam" deniyor. başlı başına bir program reklamlar ve televizyonun en önemli programı. açık olanları ve gizli olanları var.
haberler, ekonomi, eğlence programları ve kuşak programları ve yarışmalar ve aklınıza gelecek neredeyse her program bir reklam programı televizyonda.
televizyonda “hava durumu” bile bir reklam programıdır; sunucunun giydiği elbise bir firmanındır ve bu bazan bir logoyla belirtilir bazan da sunucunun üstünde durması yeterli olur ya da bununla yetinilir. anlaşmanın şartlarıyla ilgili ayrıntılardır bunlar...
son bir kaç sene içinde "sosyal reklam" ya da “sosyal sorumluluk kampanyası” süreçte sıklaşarak kullanılıyor. bunu yani sosyal reklamın kullanılacağını daha önceden (çok doğal olarak) öngörmek olasıydı ve bu gerçekleşiyor şimdi. batıda olanlara bir on yıl ekleyip beklemek yetiyor bazan ülkemizde olacaklarla ilgili öngörüde bulunmak için.
son iki ay içinde bir çikolata firmasının ve bir bankanın reklamları; batılı üretim biçimleri ve kavramların bu coğrafyaya ulaşırken batıdaki kirliliği ve açmazının da ötesinde kirlendiğine ve tehlike barındırdığına dair kuşkularımı arttırdı.
sanıyorum kent firmasının çikolata reklamında (insanları çocuk esirgeme kurumundaki öksüz çocukları bayramda ve sürekli daha sık ziyaret etmeye ve onlarla ilgilenmeye ikna etmeye çalışan bir reklam; çok estetik, çok iyi imkanlarla çekildiği belli olan, çok etkileyici bir çalışma / en azından bana göre) buradaki tehlike firmanın logosunun görüntü içinde olması.
kesme ile film bitip siyaha düşüldüğünde firmanın logosu konulsa sorun bir anlamda çözülecektir. (ki siyaha fade –yavaş yavaş kararma- ile düşüldüğünde bile eleştirilecek şeyler var). fakat bu logonun filmin içine konmasının daha tehlikeli örneği hemen aynı anda üreretilmiş ve şu günlerde sıklıkla televizyonlarda gösterilen bir banka (sanıyorum vakıfbank) reklamında görülmekte; bu reklamda sokakta yaşayan çocuklarla ilgili bankanın bir vakıfla ilgili yaklaşımı ve desteği anlatılırken filmin sonunda ya bir kaydırmayla ya da bir zoom out ile açıkta beton bir merdivende uyuyan bir çocuğun görüntüsünün arkasında bankanın bir şubesinin giriş kapısı veya bankamatiği görülüyor. bu görüntü kurumla ilinti kurma açısından diğer çikolata reklamında kullanılan logodan da daha büyük (iri) ve önemli bir görüntü.
dünyanın bir çok yerinde devlet, çok uluslu şirketler ve ulusal şirketler sosyal reklamları destekler ve bunu da reklamın sonunda belirtirler. bunu yapılışı batıda genellikle benzer formatların kullanımında kesme ile siyaha düşüldüğünde yorumsuz bir logo ya da cümle ile oluyor. aksine örnekler bulunursa bu benim savımı çürütmez.
ancak eğer ticari marka (mamul, ürün, kurum, hizmet her neyse) sosyal reklamın içine sokulmaya başlanırsa; öykünün içine sokulmaya başlanırsa (görsel ya da sözel olarak) bunun sonu gelmez.
sosyal reklamın daracık temiz alanı sonsuz bir yalanlar çağı olan çağımızda doğruyu söylemek için kirletilmeden saklanması gereken son alanlardan biri. içinde yaşadığımız çağda her gün gördüğümüz gibi (ırak) insanlar düşmanlarını öldürmekle (ki öldürme eyleminin insanlık dışı bir durum olduğu konusunda hiç birimizin şüphesi olamaz) yetinmiyor; cansız bedenlerin üzerinde zıplıyor veya o bedenleri parçalıyor, eziyor. insanlar başka insanların bulunduğu kafelere, çalışma ve ibadet etme alanlarına bomba yüklü kamyonlarla dalıyor. her türlü çevresel ve sosyal sorun şiddetini artırarak yaşam alanlarımızı zorluyor. kısacası insanların ve kurumların- doğruları bildiğini- toplulukların ve bireylerin daha mutlu sağlıklı yaşamalarını dilediklerini ve bunu sağlamanın yollarını bildiklerini ve bu yolda destek verdiklerini savunanların (devlet, çok uluslu şirketler ulusal şirketler ve onların reklamcıları –ajanslarprodüksiyonşirketlerkreatifdirektörlerprodüktörlermetinyazarlarısenaristleröz
günmüzikçilerkurgucular…) o doğruları söylemek için kirletmeden (daha fazla kirletmeden) saklamaları gereken bir alana şiddetle ve çok ciddi olarak ihtiyaçları var. bu alana herkesin ihtiyacı var ve aslında bu alan herkesin… bu alana hem etken hem edilgen olarak ihtiyacımız var. o nedenle (belki de bu tür sosyal filmlerde ideal olanı yalnızca desteklenen STKnın logosunu olması veya yalnızca sorunun ortaya konması olsa da) firmaların bir an önce öykünün içine görsel olarak karışmaktan vaz geçip alandaki kirlenmeyi durdurmaları ve logolarını kesme ile siyaha geçilmiş alanda mümkünse sessiz ve yanına bir şeyler eklemeden kullanmaları gerekmektedir.
niçin acil, niçin bu gerekiyor; şunun için bugün yalnızca bir çikolata firması ilgilendiği bir sosyal ya da ekolojik sorunla ilgili parasını ödediği filmin içine logosunu koyabilir yarın da bir banka bankamatik kulübesini gösterir bir başka gün bir diğeri alzheimer hastalarına sattığı tişortu giydirir öbür gün lösemi hastalarına bir diğeri sattığı yoğurdu yedirir bir diğeri cinsel tacize uğramış bir çocuğun yanına sattığı tamponun kutusunu yerleştirir, bir başkası şizofreni hastalarına sattığı kot pantolonu giydirir ve gösterir. bunları öykünün içine koyar ve öyküyle birlikte bir bütünmüş gibi sunar... işte o zaman bu alan da tekrar temizlenmemek üzere kirlenmiş olur; insanlar kendilerine bir şey mi satılmak isteniyor yoksa toplumsal veya çevresel bir soruna mı dikkat çekiliyor şaşırırlar.
reklam sektörü belli zorlukları yaşıyor olabilir; belki de yaşıyordur ve bu zorluk da kimbilir hemen hepsi neredeyse aynı olana bin türlü araba markasından birini diğerlerinden farklıymış gibi pazarlamanın ya da öne çıkarmanın temel amaç olduğu bir reklam oluşturmanın çılgınlığı ve güçlüğü olabilir, bilemiyorum.
belki de sosyal reklam bu anlamda cazip geliyor ve kullanılacak. ancak gerçekten de bu alanı çok sakınarak kullanmak gerekir; bu alan da battal olur ve kullanılmaz hale gelirse doğruları söyleyecek başka hiç bir yer yok. bugün fevkalade çalışan bedenleriniz yarın sizlere bir oyun oynadığında özürlü oluverirsiniz işte o zaman bu doğru söylemek için saklanan alanın önemi daha iyi anlaşılır. aslolan ve önemli olan bu trajik olguyu beklemeden, örneğin özürlülerin yararına kullanılması gereken bu alanın önemini özürlü olmadan anlamak ve bu alanı temiz tutmaya çalışmaktır. çok geç olmadan bunu tartışmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum nerdeyse tamamen çökmüş olan eğitim sistemimizi, sağlık ve hukuk sistemimizi tartışmak zorundayız.
her şeyi tartışmak zorundayız. bu ülkedeki bazı televizyon yöneticilerinin reklamla sosyal reklam arasındaki farkı; kanala para ödenerek gösterilen veya parasız gösterilen reklam olarak ayırdığı ve parası verilen hiç bir reklama biz dokunmayız ve içeriğine karışmayız diyebildiği de düşünülürse; alanın en yeteneklilerinin istihdam edildiği yer olan reklam sektöründeki çok zeki ve yetenekli insanlar şunu tartışmak zorundalar;
yarın töre cinayetlerinin durdurulması ile ilgili bir sosyal reklam üretmek için bir otomobil firması para verdiğinde ve öldürülen kadının cesedinin kendi ürettiği arabada taşınacağı bir senaryo dilediğinde ve direttiğinde ne tepki vereceğini yalnızca o filmin yönetmeni yapımcısı değil ama ışıkcı sette çalışan aşcı veya çaycı da düşünmek durumundadır.
bugün hızla buraya gidiliyor korkusunu duyuyorum…
bu korkumu paylaşmak istedim; çok geç olmadan…
çok güncel bir örnek olan bir petrol istasyonu reklamında bir ayı tarkan’ın yolunu açıyor, yola düşen kütüğü kenara çekiyor ve petrol istasyonunun çevre duyarlığı vurgulanmaya çalışılıyor. çok yakın bir zamanda bu sosyal reklam alanlarını şirketler öylesine yoğun işgal edecekler ki örneğin; çevreyi kirleten atıkların veya tiner kullanan çocukların oluşmasına ve çoğalmasına yol açan sosyal sorunların sebebi (müsebbibi) olarak yalnızca sin, ben ve çok sevilen tabirle sıradan insan kalacak. dünyayı ahlaken ve çevre olarak bu hale dev çok uluslu şirketler değil hasan, ayşe, mary, michael, dietmar, olga, muhammed getirmiş olacak.
burada bir çözüm varsa (yok galiba) o da sosyal konularda para koyan ve destek veren şirketlerin sosyal içerikli reklamları üretirken ve kullanırken belirli ahlaki ilkeler içinde davranmaları. yoksa bu alan da çok kısa sürede bitecek. yaratıcı gurubun bu tür bir üretimde para verenden ahlaki olarak bağımsız bir noktada bu üretimi yapması çözümün çok önemli bir parçasıdır.
bir yönetmenin doğal su kaynaklarının kirlenmemesi konusunda uğraşan bir ngo stk ile bir film yaratma çabasına girmesi ve bu filmin parasının bir şirket tarafından verilmesi ve filmin bittiği noktada siyah üzerinde bu firmanın logosunun gösterilmesi çok başka bir şeydir. bütün bu sosyal filmin yapım sürecinin o firmanın reklamı olarak oluşması ve gerçekleşmesi çok başka bir şeydir.
birinci süreçte yönetmen ve ngo-stk bir çok konuda çevrsel ve etik olarak firmayla hesaplaşabilir, zorlayabilir, ikna edebilir, vaz geçebilir. hatta firmanın desteğini o firma uygun olmadığı için baştan reddedebilir. bu süreç sağlıklı yaşanma ihtimali olan, öğrenme, ikna etme, ikna olma gibi insani kavramları barındırması muhtemel bir süreçtir.
ikinci süreçte her şey o firma adına satın alınmış bir süreç ve emek bütünüdür ve patron ne isterse o olur. bu bir sosyal film oluşturma süreci değil bir yıkama; arındırma, aklama sürecine daha yakın; en azından böyle tehlikeleri ciddi olarak barındıran bir süreçtir.
mutlaka belirtmem gereken çok önemli bir nokta da aslında ngo ve stk adı altında toplanan kuruluşların büyük çoğunluğunun da belli bir kirlenme yaşadığı gerçeğidir. yani bir stk devreye girdiğinde bütün sorunlar çözülmüyor. ancak bütün bunlara karşın bu sosyal film üretim süreci bu stkların iyi çalışan, temiz ve ahlaklı olanlarını kontrolünde ve izah ettiğim şekilde (veya buna benzer bir anlayışta) gerçekleşmelidir. böyle stklar (ngo) var. ulusal ve yabancı örnekleri mevcut.
bizler denizleri, toprakları çabuk kirletebilen insanlar olduğumuzu bu coğrafyada yarım yüzyılda kanıtladık; sanal ve kavramsal alanlar da çok önemli belki koruyabiliriz...
11 Şubat 2010 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder