dünyanın bir çok gelişmiş ülkesinde, 2008 yılının yedi temmuz gecesi çok ünlü önemli şarkıcılar küresel ısınmaya karşı bir konser verdiler –büyük çoğunluğu batılı, ya da batılıya dönüştürülmüş doğulu ve büyük çoğunluğu erkek. (ekolojik bir konseptte karşımıza çıkan en tehlikeli guruba ait erkekler, bu datalara sahip erkekler tüketim anlamında da en sınır tanımayan gurup: beyaz 20-40 yaş arası ve çok başarılı, büyük çoğunluğu beyaz ya da beyazlaşmış siyah)
bütün bu kutlamaların önemli bir noktasında al gore var. bu yıl belgesel dersinde öğrencilerle birlikte çok önemli bir eğitim malzemesi olarak kullandığımız “uygunsuz gerçek” belgeselinin yönetmeni ve kahramanı. biz bu belgeseli“belgesel nasıl yapılmaz” konusunun görsel malzemesi olarak inceledik. bir belgeselden çok bir seçim propagandası filmine benziyordu ancak 1950 veya 1960 yıllarında kullanılabilecek cinsten çok demode bir propaganda filmi. günümüzün en bilinçsiz izleyicisini bile normal şartlarda beş dakika bile ekran karşısında tutamayacak kadar zayıf bir yapıya, anlatıma, estetiğe sahip.
bu arada bu film en iyi belgesel oscarı aldı.
batılı dostlarımız ellerine sağlık, (yedi temmuz gecesi konser arasında sık sık gösterdiler) sıradan batılı vatandaşlardan topladıkları paralarla daha kısa formatta propoganda filmleri yapmışlar (bildiğiniz gibi benzerlerimiz olan “batılı sıradan insanların” cebinde normal şartlarda biz “doğulu sıradan insanlara” oranla biraz daha fazla para olabiliyor. bu para da büyük oranda o batılı ülkenin doğulu ülkeye onyıllardır sattığı silah ya da başka bir şeyden elde edildiği için o parada bizim de hakkımız var desek de bunu kimse ciddiye almayacaktır o yüzden bunu geçelim) bu propaganda filmlerini batılı yönetmenler yapmış doğal olarak
–ki bu hep böyle olur: böylece üretim sürecinde kullanılacak para içeride kalır ve üretim canlanır. otuz saniyelik ya da bir dakikalık görsel olarak hayli kaliteli üretilmiş bu filmlerdeki ana tema şu: adı ne olursa olsun walter, muhammed, ayşe, ha jin veya hanalore veya isabel sıradan adam bulaşıklarını makinede yıkar ve televizyonunu stand by’a almak yerine tamamen kapatırsa küresel ısınma denen bu büyük musibetten kurtulacağız. bu nedenle de zaten “küresel ısınma” dediğimiz bu büyük dert başımıza herhalde bu sıradan insanların sardığı bir dert. (maalesef bunlar yani “her renkteki sıradan insanlar” yani bizler, sen ben o biraz aptalızdır, biraz aptal olmasak ya ana akım bir televizyon kanalı sahibi ya amerika başkan adayı ya da artık ingilizce söyleyen bir zamanki ruhunu tamamen yitirmiş saç rengi, dansı ve melodileri herkes gibi olmuş aslen doğulu bir sanatçı olurduk) anlaşılan biz sıradan insanlar yüzünden maruz kaldığımız bu büyük sorunu gene bizim çözmemiz gerekiyor. bu nedenle bütün kampanyalar onların, sıradan insanın kabahati üzerine inşa edilmiş.
hakikaten de benim baktığım noktadan bugün görülen korkunç manzara şudur: abd ve tüm diğer gelişmiş batılı ülkeler, her plağı bir kaç milyon satan bir kaç şarkıcı, çok büyük bazıları çok uluslu televizyon kanalları ve çokuluslu şirketler hep bir olmuş çaresizce “sıradan adam” tarfından televizyonlarını stand by’da bırakan ve uçakla tatile çıkan ve gerektiği kadar bisiklete binmeyen veya yürümeyen, çalışma odasındaki ampülü bir an önce daha az enerji sarfeden bir ampülle değiştirmeyen ve daha da beteri biraz uzun duş yapan çok afedersiniz aptal ve bencil “sıradan insan” tarfından dünyanın başına musallat edilmiş “küresel ısınma” musibetiyle uğraşmaya çalışmaktadır.
aslına bakarsanız tek bir örnek vermek gerekirse gerçek durum biraz farklıdır. bazı uzmanlar tarafından “dünyanın en zararlı ve yıkıcı projesi” olarak kabul edilen kanada’nın kuzey alberta eyaletindeki (tarr sand) zift kumu dediğimiz petrol alanının çalışmaya devam etmesi halinde dünyadaki bütün diğer belirleyenler kabul edilir seviylere inse bile küresel ısınma durmayacaktır. bu yöredeki kumdan petrolü ayrıştırma işlemi ve kullanılan alanın korkutucu boyutları yazıyla anlatmakta sorun yaşatacak cesamettedir. hiç şüphesiz dünyayı bireylerden çok daha fazla devletler ve büyük şirketler yönetiyor. (küçük güzeldir)
ancak bu sosyal kampanyaların genel mesajları bunun tam tersi bir mesaja odaklanıyor. büyük bir gayretle ne yaptığının farkında olmayan biryin yerküreye verdiği zararı önelmeye çalışan dev şirketler ve özellikle de bu gayretin diğer lokomotifi ve finans sağlayıcısı birinci dünya ülkeleri, G8. onlar bizi ve dünyayı sıradan insanın batırdığı çukurdan büyük bir gayretle çıkarmaya uğraşıyorlar. önümüzdeki süreçlerde de yeni filmlerle, yeni konserlerle hem şu fani dünyadan biraz daha tad alacaklar hem de dünyayı düze çıkaracaklar.
gerçekten de manzara çok açık şu sıradan insanlar biraz az enerji harcamayı öğrense silah fabrikaları, otomobil fabrikları, deterjan fabrikaları daha iyi ve yoğun çalışacak, yeni savaşlarla daha fazla silah satılacak artan bu ticaret hacmiyle televizyonlara daha fazla reklamlar verilecek vetüketim kültürü dediğimiz teker daha hızlı ve güzel dönecek.
bütün bunlar için ne olur birazcık kısa duş alsak yani, kokar mıyız.
bu yüce kampanyalara doğulu arkadaşlar da el verecek merkeze biraz daha yakın ve tuzu kuru diye de tanımlayabileceğimiz bazı genç arkadaşlar üzerinde en çok delik olan blucinlerin giyip rio’ya, kyoto’ya, oraya buraya gidip gösteriler yapacaklar. düşünün yani bu doğulu aktivist arkadaşların dünyayı biz “sıradan insanların” yarattığı kağostan çıkarabilmek için katlandıklarına, o hep aynı arkadaşlar, insan hakları derneklerinden, tabipler odalarından, sendikalardan, üniversitelerden, radyolardan, haber ajanslarından hep aynı arkadaşlar; almanyalara efendime söyleyeyim fransalara, brezilyalara, japonyalara gidip, onca yolu tepip bizim yerimize, bizi temsilen bu yüce çabada batılı arkadaşlarının yanında yer alacaklar ve “sıradan insana” yani sana, bana şunu söyleyecekler: hey sen bak o ampülü bir an önce daha az enerji kullananla değiştir ve bu küresel ısınma işini bitirelim.
bob geldoff önderliğindeki bu güzel batılı arkaşların çabaları bugünle sınırlı değil. “1980lerde çok kıymetli bob geldoff yalnızca hristiyan dünyaya hitap eden “band aid” karşıtı konserler yaparak kahraman olmuştu. “daha sonra” da fakirlik karşıtı “live aid” konserleri başladı. ama bütün bunların sonunda bob geldoff’un kendi etrafında ördüğü mit ve oluşan büyük ünü dışıda ne etiopya’daki ne de afrika’daki açlık çözülmedi. şimdi sıra iklim değişikliğine geldi. gene aynı güzel batılı arkadaşlar aynı konsept üzerinden kendilerini rahatlatıyorlar. doğulular ne yapıyor, onların içlerinden seçilen hep aynı yedi kişi bu konsepti kayıtsız şartsız onaylayarak kendi ülkelerinin kültürüne ve diline bu çözümsüzlük süreçlerinin repliklarını naklediyor ve uyguluyorlar.
11 Şubat 2010 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder